Akıllıydı Bu Fareler Akıllıydı Bu Fareler

Fareli köyün kavalcısı her şeyi kolayca anlatmanın yolu oldu.

Televizyonlar günlerdir olayın analizini yapıyor. Bir sürü bir bilen çıktı. Her zaman olduğunun aksine bu olaydaki bir bilenler gerçekten bir bilen.

Hocanın sağ kolu, eski arkadaşı, ilk gözağrısı, yol arkadaşı, en sevdiği elemanı, en has tahsildarı ve benzeri bir çok işin işinde yetişmiş çok şey bilen bir dünya adam çıktı.

Zaman geçtikçe işin detayı daha iyi anlaşıldı. Zaten yaşayıp durduğumuz bir çok şey artık anlaşıldı.

En alttaki insanla en üstteki insan artık aynı şeyleri bilir oldu. Hiç bir şey gizli kalmadı. İyi oldu güzel oldu.

Hocanın iç yüzü anlaşıldı. Ancak bir sıkıntımız var.

Bu hoca bir günde bu hale gelmedi ki hep böyleydi.

Yollar ayrılana kadar hoca çok da yanlış gelmiyordu. Hoca şimdi tam bir şeytan olarak betimleniyor.

İyi görünen bir şey bir günde bu kadar şeytana benzeyemez. Ya zaten şeytandır ya da sizde de bir şeytanlık vardır. Pek göremiyor sunuzdur.

Hoca baştan beri hayrımıza çalışmıyordu. Hepsi bu işte.

Yoksa bir günde rotası değişmedi. Sıkıştıkça , üzerine gelindikçe tepki vermeye başladı. Aslını belli etti.

Hocaya gönül verenlerin durumu da aynı.

Bu kişiler zombi gibi hocaya itaat eden hiç bir şeyi sorgulamayan mantıklı mantıksız ne dense yapan hipnotize olmuş yaratıklar gibi tasvir ediliyor.

Sırf hoca emir verdi öyle istedi diye devletin pilotu uçağı kaldırıp ülkesini bombalamaz.

Eski filmlerde olur komutan askerine at kendini uçurumdan aşağı der asker de atlar hemen. Sadece filmlerde olur.

Gerçek hayatta iseniz ne magara devrinde ne orta çağda ne de günümüzde bu bağnazlıkta normal nefer bulamazsınız.

Normal değildir mesela beyni yıkanır başka şey bilmez imam öl dedi diye ölür. Ama gene de bir çıkarı vardır.

Cennet , kevser gibi mesela. Arkada bıraktığı zengin refah aile fertleri gibi mesela. Fakat bu bir kişiden ibarettir.

Tek tek birbirinden ayrı beyin yıkaması gerektirir ve bireysel olaylarda kullanılabilirler.

Zombimsidirler ve normal hayatın içinde duramazlar. Normal hayata koyarsanız dikkat çekerler uzun süre barınamazlar.

Pilotlardan, generallerden bahsediyoruz.

Ailesi ile yaşayan günlük mesai arkadaşları ile hoş beş eden normal insanlardan bahsediyoruz.

Hiç bir sıra dışılığı olmayan dengeli bir hayat yaşayan mesleğini icra eden eşiyle konuşan, çocukları ile günlük iletişim kurabilen mektep okumuş bir sosyal hayatın içinden geçip bazı başarı basamaklarını tırmanmış kariyer sahibi olmuş takdir gören kabullenilmiş insanlardan bahsediyoruz. Ülkenin mevcut tek kadın pilotundan mesela. (aslında bir tane daha vardı ama üç beş yıl önce Konya da F100 le düştü öldü) Bu insanlara bir gece imamım biri hadi organize olun darbe yapın dedi diye tankları uçakları alıp gündüz gezdiği sokaklarda insanları öldürüp yolları kesmez.

Bu insanlar hocanın hipnotizesi altında falan değillerdi.

Hocaya gönül vermişlerdi , bir çıkar birlikteliğinin içindeydiler. Düğmelerine basılınca etrafındaki insanları öldürebilecek bir dengesizlik içinde değildiler.

Eğer etrafındaki insanları öldüreceklerse bunun için kendilerinin de inandığı mantıklı bir gayeleri olması gerekirdi. Bu işe kendileri de inandığı için kalkıştılar. Sadece hoca emrettiği için değil. Onların mevcut hükümeti düşürmekten başka bir şey yaptıklarının farkında olabildiğini sanmıyorum. Hükümeti sevmiyorlardı. Cumhurbaşkanını sevmiyorlardı. Türbanın Çankaya ya girmiş olmasından memnun değildiler. Onlar bildikleri tek gerçeğin peşinden gittiler. Yaptıkları işin onlara ne sağlayıp ne sağlamayacağının bilincinde falan değildiler. Ama zombi gibi gece hocanın uçağı kaldır meclisi bombala demesiyle yapmadılar bu işi.

Bir bütünün parçası olarak eskiden nasıl olduğunu bildikleri darbenin bir gereği olarak yaptılar.

Hoca onları bir yola soktu, bu yol onları buraya getirdi.

Ne hoca ince işçilikte bu kadar uzman ne de bu adamlar bu kadar hipnotize . . .

Uçurumun kenarında yürüyenin uçurumdan düşme ihtimali her zaman vardır.

Uçurumun kenarına asla yaklaşmayan birinin uçurumdan düşmesi çok şaşırtıcı olur.

Uçurumdan düşenin en son attığı adımın analizinin pek bir önemi yoktur. Onu uçurumun kenarında yürümeye kimin nasıl ikna ettiğinin hiç önemi yoktur.

Burada para var demiştir burası daha havadar mutluluk verici demiştir buradan yürürsen benim gibi kıymetli olursun demiştir.

Birini dinlemeye ihtiyacı olana denmesi gereken her şeyi söylemiş olabilir.

Kamuoyu edinmek için bazısı her taklayı atar.

Kamuoyu sahibi olmak dünyadaki en büyük zenginliktir çünkü. Kamuoyuna değişik isimler verilir.

Teba, kitle, halk, bizim mahalle, aile efradı, sülale hepsi de bir kamuoyudur. Örneğin takipçi bence kamuoyu sayılmaz. Çünkü kamuoyunun size sağlayabileceği gücü vermezler.

Ama mahallede sevilen bir ağır abiyseniz işleriniz görülür gücü hissedersiniz. Sülalenin en büyüğü güngörmüşü iseniz saygıyı algılarsınız.

Bir ülkenin halkı sizi sevdi söylediklerinizi benimsedi ise büyük bir gücünüz var demektir. Kamuoyu bu işe yarar. Kapasiteniz ölçüsünde dünya çapında veya mahalle bazında kalabilirsiniz. Hoca konuşa konuşa bir komuoyu yapmış kendine yıllardır.

Beğenip dinleyen olmuş fazla beğenip tebasına katılan olmuş. Ama bunların hiçbiri sihirlenmiş aptal insanlar değillerdi.

Hepsinin aklı gayet başında idi yıllardır. Bir arzuları vardı. Bir hayalleri vardı.

Ne yaptılarsa bilerek isteyerek arzu ederek inanarak yaptılar.

Peşinden gidilen değerin ne kadar değerli olduğunu muhasebe edemediler belki yoksa hipnotize olduklarından değil....

Blogda Oku





                               Google + da Paylaş Tweetle

Para kazanma ve girişimcilikten ulaşılan farklı bir nokta.   Farkındalık, komedi, edebiyat, 
kanunlar,  iş tecrübeleri, hayat hikayeleri ve daha bir çok sürükleyici konu.