Kanal İstanbul Kanal İstanbul

Burası çokomelli.

Çokomeller önceden dağıtılmış anlaşılan başka bir açıklama bulamadım.

Bu kanal projesi bu kadar sakıncalı ise 500 yıldır her başa geçen tarafından neden yapılmaya çalışılıyor ?

İlk Kanuni yapmak istemiş. Karadeniz' in Marmara' ya bağlanması nesense yüzyıllardır hep önemli olmuş. Cumhuriyet döneminde de kayda değer sayıda gündeme gelmiş. Hatta son dile getirenlerden biri de Bülent Ecevit.

Geçen gemi sayısı azalıyor ama tonajları artıyor. Gemi sayısının her % 10 azalışına karşılık taşınan malzeme % 20 artmış ! Petrol , gaz ve başka tehlikeli madde geçişi azalan gemi sayısına karşılık ciddi miktarda artmış.

Montrö' nün ömrü yapıldığında 20 yıl olarak belirlenmiş. Muhataplar başvurursa komisyon yapıp yeni kurallara bakılır denmiş. Detayları belirlenmiş. Ama kimse bunca yıldır başvurmamış !

Yani bu anlaşmanın bitmesi pamuk ipliğine bağlı zaten. Sürmesinin tek sebebi kimsenin şartları zorlamaması , herkesin mevcut durumdan memnun olması. Hem anlaşma muhataplarının hem de anlaşmada taraf olmadığı halde konuya derin ilgisi bulunan diğer devletlerin güç dengesine bir itirazı olmamasından kaynaklanıyor. Muhatap bir devletin sıkıldım ben değişsin diye Fransa' ya başvurması bu işin bir komisyonca tartışılmaya başlaması için yeterli günümüzde . . .

Montrö sadece İstanbul boğazı için geçerli değil. Ege Karadeniz bağlantısı için geçerli bir anlaşma. Çanakkale de işin içinde.

Şartlar değiştirilirse anlaşma bozulur korkusunun pek bir anlamı yok zira anlaşmayı tartışmaya açıp değişmesini sağlamak için bir kanal yapılmasının beklenmesine gerek yok zaten.

Clausula rebus sic stantibus, Latince "koşullar değişmediği sürece" anlamına gelen, antlaşmaların yapıldığı koşullarda köklü bir değişim olması durumunda uygulanmamasına imkan veren uluslararası hukuk ilkesidir.

************************************************

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi' nin 62. maddesine göre koşulların köklü değişimi ilkesine başvurulabilmesi için şu şartlar gereklidir

-- Değişiklik öncesi koşulların, anlaşmanın ana gerekçesini oluşturması gerekmektedir.

-- Ortaya çıkan değişiklik, tarafların yükümlülüklerini önemli ölçüde etkilemelidir.

Sözleşme bu durumlara iki istisna getirmiştir:

-- Sınır anlaşmalarına son vermek için bu ilkeden yararlanılamaz.

-- Koşulların değişmesine kendi yükümlülüklerini yerine getirmemek suretiyle neden olan taraf bu ilkeyi ileri süremez.

**************************************************

Kanal şartları değiştirir mi ? Bir doğal su kanalı var ve gemiler belirlenmiş kurallar çerçevesinde geçiyor. Yanına açılan 2. kanal bu geçen gemileri nasıl etkiliyor ? Daha çok geçecek daha çok kanal bu gemilere hiç bir maraza çıkarmadığına göre şartlar pek de değişmiş gibi olmuyor.

Viyana ' nın 62. maddesinde bu işe yarayacak bir unsur yok. Mesela boğaza gemilerin geçemeyeceği bir köprü yapmak veya gemi geçişine engellemeler getirmek şartları değiştirir.

Ama yanına yapılan ikinci bir kanalın bu işe olumsuz bir etkisi yok. Geçen gene geçecek. Kanal açılınca savaş gemilerine kısıtlama getiremez hale gelir miyiz ? Değişen bir şey yok onlar için Amerika Karadenize uçak gemisi sokmak için kanala muhtaç değil.

Şimdi de sokmak isterse diretebilir. Kanal manal yokken yani. Peki ne olur ? Sıkıntı çıkar. Biz olmaz deriz. Avrupa neden diye sorar. Ruslar kafayı mı yedin kafana bomba mı yemek istiyorsun diye sorar. Kime sorar bize mi ? Hayır , Amerikalılara sorarlar. Dengeyi kim bozarsa bedelini o öder.

Bu kanal yapıldığında da, dünya bu anlaşmaya ve Türklerin bunu uygulayış biçimine güvenmeye devam edecek. Kanal Montrö' yü bozmuyor. Anlaşmayı bozmak kanala bağımlı değil. Montrö' nün bir dengesi var ve halen korunuyor. Tüm ülkelerin uyumuyla korunuyor.

Montrö' ye göre geçen gemilerden ton başına 0,290 gram altın bedel almamız gerekiyor. Bugün ki fiyatlarla 110 TL/ton yapar. Ama 0,8 $ a fikslenmiş yılın birinde birkaç değişiklikten sonra.

Şu anda 110 TL/ton yerine 6 TL/ton alınıyor. Yani 10 gros tonluk bir gemi 1 milyon ödeyip geçecekken 60 bin ödeyip geçiyor.

Montrö geminin tonu başına 0,290 gr altın alırsın diyor. Yani 10.000 tonluk gemiden 1 milyon istemek anlaşma hakkımız. Ama almıyoruz. Alsak kanaldan çok kazandıracak gibi duruyor.

Ancak alsaydık Deli Dumrula döner ve anlaşmanın bize verdiği hakları çoktan kaybetmiş olurduk. Bir dönem TL ye bağlanmış sonra daha da düşmesin diye dolara bağlanmış.

Kanaldan sonra bunu boğazda uygulamaya koyup, " kanala gir " daha ucuz deme şansı olabilir. Yani 1 milyonu Montrö ' ye dayanıp devreye sokar, kanaldan 300 bine geçirirsen mesela, şimdiden çok kazanırsın hemde gemileri kanala zorlarsın.

Doğal su kanalından geçmek isteyen geçer kimseyi kanala zorlayamazsın deniyor. Doğru kural var. Doğal kanal varken kendi açtığın kanaldan geç diye kimseyi zorlayamazsın. Hem de paralı oysa boğaz beleş.

Valla Montrö Boğaz geçişi beleş demiyor. Ton başına 1 altın Frank alınır diyor. O da 0,290 gram altın ediyor. Gayet açık yazıyor. Boğaz 1 milyon olunca tüm gemilerin kanala gitmesi aşikar değil mi ? Geçişler gemi sayısına göre değil tona göre ücretlendiriliyor. Gemi sayısı yıldan yıla azalıyor ama tonajlar yıldan yıla artıyor.

5 asırdır boğazın trafiğini alan bir kanal düşünülüyor. Demek ki lazım demedim. Anlamaya çalıştım. Eskiden yani 150 yıl önceye kadar düşünülen kanallar ticari lojistik amaçlı imiş. Yani boğazın trafiği azalsın diye bir kaygı yokmuş.

1. Dünya savaşı ile artık boğazdan savaş gemisi geçmesinin kontrol altında olması önem kazanmış. Hem kendimize hem de Karadeniz ülkelerine hem de Avrupa ülkelerine sıkıntı olmuş. Cumhuriyeti kurup ülkede hakimiyeti geri almışız ama İstanbul' un işgali boğaz yüzünden bitmemiş.

Aslında bu durum sadece bizi değil dünya ülkelerini de germiş. Kontrolün bizde olması bir çok devletin işine gelmiş. Kaldı ki o kadar güçle engellenememiş yeni Cumhuriyetin boğazları kimseye bırakmayacağı gerçeği de gayet güzel anlaşılmış. Avrupa tarafından yeni savaşlar da artık göze alınamış.

Atatürk, Churchill' in başını yedikten sonra başka yapacak bir şey olmadığını anlamışlar. Sonuçta kolayca bozamayacakları bir güç dengesi var. Lenin' den cephane alacağımız kimin aklına gelirdi ki ? İngilizin gelmemiş demek ki. Canı da bitince geldiği gibi gitmiş Atatürk' ün dediği gibi. Bu tarihi yaşa sonra şimdi ödün kopsun.

Bir türlü anlayamadığım bir mantığa oturtamadığım tek şey kanala karşı çıkanların neden karşı çıktığı.

Önümüzde bir tarih var. Anlaşma var. Yıllardır gelişen olaylar var. Yılları boş verelim. Anlaşma ve kanal. Amerika Rusya. Sadece bunları ele alalım.

Kanal Rusyayı çok germez. Kanalın Marmara tarafında Amerikan savaş gemileri mi bekliyor. Açsınlar da geçelim diye !? Durduk yere sadece kanala bağlı bir iş mi bu ? Savaş çıktıysa, Amerika Karadeniz' e girmeyi çok istiyorsa kanal baş rolde olamaz. Kanal hiç olmadan da ortaya büyük sıkıntılar zaten çıkacaktır.

Kanal Anlaşmayı bozamıyor. Öyle bir mantık yok. Kilit dost içindir. Bir anlaşma var ve uyuluyor. Kanal yaptınız artık uymayacağız ? Neye dayanarak uymayacaksınız ? Kanalla Monrö arasında söylendiği gibi bir bağlantı kurulamıyor.

Viyananın 62. maddesi ile de Clausula rebus sic stantibus ile de bir bağlantı kurulamıyor.

Hepsi açıkca yazıyor. Şu olursa bu yapılır. Şu olmadan bu yapılmaz. Ayrıca bir de şu var ; Bu korku niye ki ?

Montrö olmazsa evinden sığır sürüsü geçmesine razı olmak zorunda mı kalacaksın ? Hayır deme gücün yok mu ? "Bu gemi münasip değil geçmesin" dediğin zaman tüm dünya üzerine mi gelecek ? "Evet o gemi oradan geçmez" diyecek kimse olmayacak mı ? Kebana karşı çık. Havalanına karşı çık. Köprüye karşı çık. Hastaneye karşı çık. Buna anlam vermek çok zor. Bu kadar kariyer sahibi insanın bu işe karşı çıkıyor olması bana garip gelmişti. Özellikle İlker Başbuğ' u dinleyince bu hükümet böyle zararlı riskli bir işe niye inatlaşsın diye düşündüm.

Anlaşmayı bulup okumakla işe başladım. Sonra sayısız video izledim. Eski strateji komutanları dahil. Bakanlar. Her iddiayı araştırıp anlamaya çalıştım. Videolarına çokomeli çakmış bir Youtube kanalını... Kanalın yapılmasının iddia edilenlerle bağdaşmadığına kanaat getirdim. Rant olacak evet olacak. Rant hep oluyor zaten. Kanalın tek amacı rant değil ama engellenemez bir yan etkisi. Zaten sorun rantta yer alamamak gibi elindeki çukulatadan olacağını anlayan çocuğun seri ve yaratıcı yalanları sıralaması gibi.

Kanuninin nasıl bir rant kaygısı vardı acaba ? Ecevit nasıl bir rant elde edecekti acaba ? 7 Osmanlı padişahı bu işe başlayıp bitirememiş. Ecevit projem diye açıklamış hiç başlayamamış.

Mesela önceki projelerde koskoca Sapanca gölünü yok etmeyi göze almışlar. O yıllarda feda edilebiliyordu belki ama şimdi mümkün değil. Ama o kadar padişah hatta Cumhuriyet insanı bu kazanıma bir göl feda edebilecek kadar cani miydi ?

Dünyanın her yerinde su kanalları hep güç getiriyor. Boğazın trafik olmadığında bambaşka amaçlarla çok daha rantbl kullanılacağı ortaya çıkıyor. Genel olarak turizm çok ön plana çıkıyor. Güvenlik sağlanmış oluyor. Sırf bu kazanımlar için kanal yapmaya gerek var mı ? Yok elbette bunlar olmadan da yaşanır.

Amerikalılar aya gitmeseydi de Amerika olmaya devam edeceklerdi. İngilizler Londra' ya dönen bir tekerlek yapmasaydı da İngiltere var olmaya devam edecekti.

Hele ki o Eyfel kulesini yapmanın ne gereği vardı ki acaba ? Çok merak ettiğim bir konuydu anladım çözdüm bu akşam.

Cumhuriyeti batırmak için çalışan Cumhuriyet çocukları.

Burası "Çokomelli" işte.

Çokomeller zaten cepte düzen bozulmasın çokomelimizden olmayalım, bunlar bize çokomel vermez, benim anladığım bu. . . .

Blogda Oku





                              

Para kazanma ve girişimcilikten ulaşılan farklı bir nokta.   Farkındalık, komedi, edebiyat, 
kanunlar,  iş tecrübeleri, hayat hikayeleri ve daha bir çok sürükleyici konu.